Yazdır Twitter Geri

KENDİNİ İFADE EDEBİLMENİN ÇIRPINIŞLARI
24 Temmuz 2009 Cuma
Okuma Sayısı : 213
 

… Bende senin gibi düşünüyorum çünkü…
Yanılıyorsun anlatılmak istenen şu…
Beni anlamıyorsun, şunu anlatmak istedim…
Anlatamıyorum sanırım…
Hay Allah yanlış anlaşılıyorum! Kendimi istediğim gibi ifade edemedim, o yüzden böyle oldu…
Her zaman bu kadar ak-pak cümleler kurulmaz nitekim anlaşılmaya, ifadesizliğe dair! …
Yeryüzü için en sancılı savaş, insanın “içinde yaşadığı kendisini” dışarıya istediği gibi fırlatamayışı belki de. Her yıl içine milyonlarca duyguyu sıkıştırıp eskittiğimiz bedenlerimiz çöplük gibi.

Yaşlanmak ya da yaşlı hissetmek çoğu zaman böylesi bir duyguyla pekişir. Yarıda kalmış cümleler, yanlış anlaşılmayla doğmuş küskünlükler, var olmanın değersizleştiği anlar şeklinde bitmeyen bir zincirin parçası her şey. İnsan olmanın en önemli yanı düşünce gücüyle hareket ediyor olması.
Verimsiz, atıl, defolu, işe yaramaz bir et yığınından ibaret değildir insan.
Eylemlerini harekete geçirerek hayatını sürer ve yenilenir. Konuşabilmek ve bildiklerini aktarabilmesi de bunu destekleyen bir unsurdur.
Ancak bu yüzyıl gerçek bir kopukluk devrini yaşıyor.
Giderek bir pazar açığına dönüşen bu süreç, dişinin ve erkeğin yalnızlığını da böylesi bir dönemle olağanlaştırır hale getirdi.
Bu, uzatmalı ilişkilerden, geç evliliklere ve hız kaybetmeden yaşanan boşanmalara doğru yol alıyor.
Hızlı yaşamak değil bunun adı. Önü kesilemeyen bir yok oluş senaryosu demek isabetlidir.
Kadın erkeği anlamak için uğraşmıyor, erkek kadını anlamak için…
Yaşlı genci, genç yaşlıyı…

Yaşlar arasında alt-üst, incelik- dokunabilirlik giderek uzay boşluğunda ki bir kara delikte kayboluyor.
Kendini ifade edebilmenin bir cinsiyeti olduğunu düşünmek belki de büyük bir serüven.
Bu yetişme tarzını, sosyal etkileri, psikolojik süreci de içine alıyor.
Günümüz tabiriyle pozitif ayrımcılığa maruz kalan dişi, yüzyıllardır içinde taşıdığı öfkeyi yalnızlığı göze alarak, ifade edemediklerine inat, kayıplarını göz ardı ederek var olmak istediği kendi için savaşmanın yollarını arayıp duruyor, erkek ise dişinin hayatında ki değişmez yerinin kaybını doldurabilecek enstrümanı bulamamanın travmasını sessizce yaşıyor.
Modern çağda bu bir terk ediliş, umursamazlıkla gerçekleşirken (çoğunlukta), kırsalda şiddet ağırlıklı günlere inat yapılan bir başkaldırı olarak gelişir.
Nokta şudur ki canlılar ifade etmek istedikleriyle bir kimliğin kendisi olurlar. Bir “önemsenme” ve “bende varım” gerçeğini karşılıklı teyit etme gerçeği içindedirler.Canlıların, “Birbirlerinin elinden aldıkları değerleri” , canlıları giderek içi boş, karga kovalamak için dikilmiş korkuluklara dönüştürmüştür ki, bu da kendini ifade edemeyişin, iletişim kuramayışın hoyratça baş gösterdiği bir metaforun yayıldığının acı sinyalini verir. …
2008’in 2009’a emanet etmesi gereken en belirgin şey ne olmalıydı bu süreçte? Yeni bir yıla girmenin içinde barındırdığı sihir ya da ışık nedir? Kendinizi ifade edebileceğiniz, şanslı ve kıymetli hissediyor olduğunuz bir süreç olabilir mi bu? Ya da konuşabilmenin, dinleyebilmenin, sabredebilmenin, sevebilmenin daha fazla pekiştiği bir yıl olmalıydı 2008 ve gelenler…

2009 bunların altının daha çok çizildiği bir süreci hatırlatıyor mu size? Umut neden artmıyor, yaşama karşı neden iyimser değiliz yıllar geçtikçe? Galiba her zamankinden daha çok birbirimizi anlamaya ve dinlemeye ihtiyacımız var.

PINAR DAĞ WEB SAYFASINDA YER ALAN TÜM GÖRÜNTÜ, MAKALE, KÖŞE YAZILARI VE DIĞER TÜM YAZILARIN SAHIBI PINAR DAĞ DIR. 5846 SAYILI FIKIR VE SANAT ESERLERI KANUNU NUN TELIF HAKLARINA ILIŞKIN HÜKÜMLERINE GÖRE pınar dağ'ın YAZILI IZNI OLMADIKÇA HIÇBIR KIMSE, YAYINCI VE KURULUŞ, ESERIN TAMAMINI VEYA BIR KISMINI YAYINLAYAMAZ, ÇOĞALTAMAZ, ALINTI YAPAMAZ.