Şimdi söyleşiye yönelik aldığım notlar ve izlenimlerimi aktarmak istiyorum. Türkiye -İran ilişkilerine yönelik bir söyleşi görüntüsü verilse de mesajlar her yöne aktı. Basit, anlaşılır ve farklı olmayan yanıtlarını tekrarladı Ahmedinejad. Açıkçası sorular Ahmadinejad için hazırlanmış bildik içerikleri taşıyordu.Çekimser ama rahat olmak istenen bir ruhhali gidip gidip geldi gazeteciler üzerinde.
Amerika'nın, İngiltere'nin, İsrail'in pürdikkat yanıt arayışında olduğu hazırpaket sorulardı. Genişleterek soruları yanıtlayan cumhurbaşkanın aktardıkları ise maalesef iyi tercüme edilemedi, tatmin edici değildi. Empati kurmayı engelleyen, yanıtları anlamayı zorlaştıran bir tercüme yapıldı.
Ahmedinejad'ın dünya liderleri örneklerinden ayrı bir görüntüsü var. Kirli sakallı, kıravatsız apolitik duruşu, bir binanın inşaatinden gelmiş gibi toz-duman gözüken "simple man" hali ve giydiklerinin kendisini silikleştiren durumu, dünyanın imajla beslenen hallerinden çok uzak kalıyordu. Ve farkındaysanız sempati yaratıyor bu.
Barışa hazır olduklarını, tüm dünya halklarının eşit hukuktan yararlanmaları gerektiğini dikkatle vurgulayan Ahmedinejad, Türkiye'nin, Avrupa Birliği sürecine, oldukça samimi bir yorum kattı. Batı'nın AB 'ye katılması için Türkiye'den ricada bulunması gerektiğini söyledi. Diplomatik açıdan sözkonusu olmayan bu iyimser önerinin, gerçekte çok isabetli olduğunu bilmeyen yok. Genç bir cumhuriyet olmamız, zengin bir tarihi barındırmamız, coğrafik olarak göz kamaştıran bir yerde olmamız bu dileği destekliyor.
Peki, Avrupa Topluluğu gibi aslında çok humanist temelleri olan bu oluşumun, böylesi bir süreci görmemesi mümkün mü? Türkiye'nin yaldızlı bir bölge olduğunu görmesi zor mu!
Türkiye-İran ilişkilerine yönelik ise memnuniyet duyduğunu dile getiren lider, Türk halkının da böyle hissettiğini umduğunu söyledi. Oysa durum bundan çok farklı, İran'a dönüşmekten korkan, kutuplaşmış, önyargılı bir halk var. Gazeteciler bunu pek hatırlatmıyor kendisine. Malezya olur muyuz sorusuna verilen yanıtı, İran liderinden alsaydık hiç fena olmazdı.
Neydi o yanıt; "keşke Malezya -Türkiye olsa" denilmişti Malezyalı bir diplomat tarafından geçen yıl.
Yeni bir dönemin başladığına dikkat çeken lider, artık teori ve sistemlerin değiştiğini, hakim güçlerin dünya emniyetini koruyamadıklarını tebessümlü bir ruhhali ile sakin sakin anlattı. Nükleer silah programına yönelik soruları dolaylı olarak yanıtlarken, batının ve yeni dünyanın, ülkelerin iç işlerine karışmaktan vazgeçmeleri gerektiğine vurgu yaparak, barış mesajları verdi.
Artık insanlık, ahlak, kültür dönemi başlamıştır dedi ancak bu söyledikleri askıda kalıyordu.
Nerede başlamıştır bu dönem?
Kadınlar tecavüze uğruyor, Afganistan'da hergün bombalar patlıyor, Irak hala güvenli değil, Afrika'da batı destekli kabile savaşları sürüyor, orta asyada Çin Sincan bölgesinde olaylar yeni dindi ancak netleşmedi, Pakistan'da camilerde bombalar patlıyor, İsrail-Filistin savaşı, İran'nın, İsrail'in olası bir saldırısına yönelik uranyum zenginleştirme faaliyetlerini arttırmaya devam etmesi.
Kültürün yok edildiği, insan haklarının yerlerde süründüğü, şiddetin arttığı, baskı ve dikta politiklarının ülkeleri ele geçirdiği faşizan, kapitalist bir dönemde dünya. Ahmedinejad'ın çizdiği resim, İslam dünyası haritasıdır.
Söyleşi Obama'ya da mesaj içeriği taşıyordu. Obama politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz dendi. ABD halkının değişimine vurgu yaparak yanıt veren Ahmedinejad, Obama'nın ya halk ya siyonistleri seçmesi gerektiğini söyledi. İkisi aynı anda olmaz dedi..Tabii bu da zor bir durum diyerek, Obama'ya, size hala güvenimizi yitirmedik, şüpheci yaklaşsak ta, ümit vaad ediyorsunuz şeklinde bir gönderme yaptığını açıktı.
İçinden farklı farklı mesajların çıkarılabileceği bu canlı söyleşinin çok aydınlatan bir tarafı maalesef yoktu ve son 1,5 yıldır Ahmedinejad tarafından tekrar edilen aynı bilgilerle sınırlı kalması, İran politikalarını yakın takibe alan batının işinin zor olduğu birkez daha netleşti.
Kasım 2009 - Pınar Dağ